BİTKİ DÜNYASI VE SAĞLIKLI BESLENME

Son 70-80 yıldır hayatımıza giren sadece kimyasal terkiplerden oluşan ilaçlardan medet umarak çığ gibi büyüyen hastalık çeşitlerini ele aldık.

BİTKİ DÜNYASI VE SAĞLIKLI BESLENME
Bitki dünyası ve sağlıklı beslenme

BİTKİ DÜNYASI VE SAĞLIKLI BESLENME

Son 70-80 yıldır hayatımıza giren sadece kimyasal terkiplerden oluşan ilaçlardan medet umarak çığ gibi büyüyen hastalık çeşitlerini ve oranlarını yok etmeyi beklemek yerine, binlerce yıldır insanlığın şifa bulduğu eskimez metotlarla birlikte gelişen teknolojinin ışığı altında ORTODOKS TIBBININ deneyim ve engin tecrübelerinden de istifade ederek işbirliği ile İntegratif Bütünsel Tip metotlarını da kullanarak çözüm yolları aramanın vaktinin geldiğini hatta geç kalındığını paylaşarak sizlere yeni bir ufuk açmak istiyoruz.

KORUYUCU HEKİMLİK

İlkokuldan başlayarak, lise ve üniversitede mutlaka önleyici, koruyucu hekimlik ve sağlıklı beslenme ile ilgili dersler zorunlu okutulmalıdır.

Tip fakültelerine dünyadaki emsalleri gibi bitkisel tedavi ile ilgili bölüm ler ve yan bilim dalları geç kalmadan kurulmalıdır.

SUYUN ÖNEMİ

Sabahları kalktığınızda bir bardak ılık su içmenizi, mümkünse taze sıkılmış limon suyuyla karıştırarak içmenizi öneririz. Sular kullanılırken klordan arındırılmış olması gerekir. Klor serbest radikalleri artırabileceği gibi klorlu suyla yıkanmak ve ardından güneşlenmek ultraviyole ışınlar sebebiyle ciltte tahrişlere sebep olabilir. Halk dilinde alalık denilen

Vitiligoya sebep olabilir.



İLAÇ TÜKETİMİ

Avrupa ve dünya ülkeleri kendi ilacını kendi üretmektedir.Türkiye yüz milyarlarca dolar dövizi ilaca vermektedir. Ülkemiz bu kadar zengin değildir. Ülkemizdeki yetkililer sağlıkta başka metotlar aramadığı için birtakım telkin lerinde etkisiyle bu necip milletin torunları sadece kimyasal ilaçlara mahkûm edilmekte kısır bir döngüde kalan son ömürlerini elinde ilaç torbalarıyla hastane kapılarında geçirmektedir.

Türkiye binlerce yıllık tababet kültür birikimiyle çaresiz değildir. Yeterki istenilen irade ortaya konula bilsin. O zaman çare çoktur.

Bitkiler dünyası bunlardan sadece birisi olup, bilimin işığında insan lığın kurtuluş reçetelerini ortaya koyabilecek birikime sahip olduğunun işaretidir. Dünyamız, kuruluşundan bugüne kadar insanlığa yaptığı ve hiçbir zarar ve yan etkisi ve bağımlılığı olmayan, doğru kullanıldığında şifa veren bitkiler dünyasıdır.

AŞIRI GÜBRELEME

Sebzeler temizleyici, meyveler ise besleyicidir. Sebze ve meyvelerinizi tüketmeden önce günümüz çevre ve toprak kirliliği ni (nitrat fazlalığı ve toksin vs), yetiştirme aşamasında tatbik edilen hormon ve antibiyotik vs. katkıların zararlarını minimuma indirmek için elma, üzüm, limon sirkelerinden birine karıştırılmış sıcağa yakın ılık suda bir kaç daki ka tutulmasını öneririz.

PİŞİRME

Bitkilerden hazırlanan yiyecek ve içecekler tedavi edici kürler dışında da kesinlikle fazla pişirilmeden, tıkırında ve suları dökülmeden günlük olarak tüketilmelidir. Mümkünse suları içilerek, yemek haricinde günlük tüketilmelidir. Meyve ve meyve hoşaflarında da aynı metot geçerlidir.

KAÇ ÖĞÜN YEMELİ?

Günde iki öğün ve öğünlerimizde her zaman bir çeşit gıda tüketiniz.

Örneğin; bir öğün lahana, bir öğün makarna gibi...

Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim gibi cihan padişahlarının herkesten çok imkânlarının olmasına rağmen hayatları anlatılırken en önemli özelliklerinin başında her gün iki öğün ve bir çeşit yemek yedikleri ne ibretle şahit oluruz. "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" sözünün açılımından bunu mu anlamalıyız acaba?

BESİNLERİ KARIŞTIRMAYIN!

Yukarıda anlatılanların gerekçesi olarak, yenilen öğünlerde karbon hidrat, protein, şeker ve diğer enzimlerin birbirine karışarak, hem aldığınız besinlerin yan etkisinden korunmanıza, hem de gıdaların tam olarak alınmasına ve metabolizmanın bozulmamasına kaygı ön planda tutulmaktadır.



KAHVE VE ÇAYA DİKKAT!

Siyah çayı radyasyonsuz olarak yemeklerden bir saat önce veya bir saat sonra içebilirsiniz. Ancak yeşil çayı içebilir, hatta posasıyla birlikte türk etmenizi öneririz. (Yeşil çayın içindeki Kateşin etken maddesinin demlemeyle suya % 15-25 oranında geçtiği, daha iyi aktioksi dan etki göstermesi sebebiyle yeşil çayı posasıyla veya sıkıştırılmış tablet olarak tüketilmesini öneririz.

Her türlü bitki çayını aromatik ve uçucu yağlar ihtiva eden bitkiler hariç, aşırıya kaçmakla günde 2-3 bardak birkaç damla limon damlatarak içebilirsiniz.

Bütün bitki çaylarını tatlandırırken bal, hurma, kuru üzüm, siyah kuru kayısı, tabii pestil, dut vs. kullanabilirsiniz. Suni şeker ve tatlandırıcı tüketmeyiniz.

Her gün 2 veya 3 küçük fincan dövülmüş Türk kahvesini kahvaltı ve öğle yemeği sonrası ve akşamüstü (ikindi çayı yerine) içebilirsiniz. (Herhangi bir kronik rahatsızlığınız, kalp kolesterol rahatsızlığınız, alerji sorununuz ve vitiligo rahatsızlığınız mevcut değil VE SAĞLIKLIYSANIZ.)

Vitamin, mineral, enzim ve besin destek ürünlerini suni, kimyevi, tabii olmayan metotlarla saflandırılmış droglar-tabletler halinde almamaya çalışınız. Metabolizma bunları belli yaşlarda (erken ve geç yaşlarda), tolare edememekte, bedende alınan bu

ağır metaller sebebiyle çökme yaparak toksin ve kitleler oluşa

bilmektedir.

KANSERE SEBEP Mİ?

Kanser diye teşhis konulan vakaların bazılarında yapılan laboratuvar analizlerinde, oluşan kitlelerin, safra ve böbrek taşlarının bu sebeple oluştuğu üzerinde görüşler ağırlık kazanmaktadır. Biz bu destekleri tamamen ve doğrudan tabii olarak kaynağından yani bitkilerden-sebze ve meyvelerden almaya gayret göstermeliyiz.

Mesela hepimizin alışkanlık haline getirdiği ve bilhassa çocuklarımızın kullandığı C vitaminleri ve yaşlılara kullandırılan kalsiyumun fazla kullanımı vücutta kireçlenmelere böbrek, prostat ve safrada taşlaş malara sebep olabileceği göz önüne alınarak bu gibi vitamin, mineral ve enzimleri havuç, brokoli, lahana, maydanoz gibi bitkilerden almalıyız. Burada çok önemli bir detayı açıklamak istiyo rum; suni olarak aldığımız vitamin ve minerallerden sadece o özelliği yani kalsiyumu veya vitamini bildirilen miktarda alırız.

Bitkilerle tabi yoldan o özellikleri almak istediğimizde ise, o özellikle beraber onun bedene girmesiyle fazla veya eksik olabilecek ve onun tolaresine yardımcı olabilecek farklı özellikte vitamin, mineral ve enzimleri de beraber alırız. İşte bu özelliğinden dolayı vitamin, mineral ve enzimlerimizi bitkilerden sağlamalıyız.




MEYVE SEBZE SULARI

Alışkanlık haline getirdiğimiz ve sıkça kullandığımız portakal, greyfurt, elma, vişne, kayısı, erik gibi meyve sularını mevsiminde çiğden sıkarak içmeli, konsantre halde kullanmamalıyız. Bunları tüketirken en fazla kilonuza göre içeceğiniz miktar 1-2 bardak olmalıdır.

Boş karna portakal, greyfurt gibi asitli meyve suları içilmemeli, mümkünse yemek aralarında uygun miktarda tüketilir. Kür uygulamaları bunun haricindedir.





MELEZ-HİBRİT DÖLSÜZ TOHUMLAR

Bitkilerden; meyve ve sebzelerin geni değiştirilmiş-melez-hibrit-ebter

geri dönüşümsüz-tek kullanımlık dünya literatüründeki adıyla dis posable tohumlardan üretilenleri kullanmayınız. Israrla doğal tohumlardan üretilen bitkileri tercih ediniz.

 Bu gibi tohumlardan üretilen bitkiler şifacı olamayacağı gibi bağışıklık sistemine hiçbir katkısı olmayan antioksidan mineral ve vitamin ihtiva etmekte, buda bugün hızla artan kanser hastalıklarını tetiklemektedir.

İYİ NİYETLERLE ORTAYA ÇIKAN BU GİBİ ÇALIŞMALARIN BİLİMSEL OLARAK İNSANA VE DOĞAYA TESİR VE GERİ DÖNÜŞÜMLERİ, SONUÇLARI MUTLAKA   ARAŞTIRILMALIDIR!

Toprağın biyolojik yapısını bozduğu ve sonraki kullanımlar için dejenerasyona uğraması yanında bu tohumlardan çıkan bitkilerden uçan polenlerin son zamanlarda artan alerjik hastalıklara sebep olduğu, floraya tesir ederek çevre ekolojik dengeyi etkilediği dikkate alınmalıdır.

Son zamanlarda ülkemizde sık sık ve dünyada da yaygın olarak görülen mucizevi iksir "balı" üreten arıların ölümü acaba bu hibrit tohumlardan üretilen bitkilerin polen lerinden mi kaynaklanmaktadır.

Daha bunun gibi yine ülkemizde yetişen sulu bitkiler; kavun, karpuz, domates, salatalık gibi antialerjik, soğutucu bitkiler oldukları halde tam aksine kendi leri alerjik duruma gelmişlerdir. Bütün bu bitkilerin tüketilmesiyle insan geninde zamanla dejenerasyona uğrayabileceği de dikkatle düşünülmelidir.

Doğum oranlarının son yıllarda azalması ve kısırlık probleminde hibrit tohumların etkisi mutlaka araştırılmalıdır. Dölsüz tohumlardan tüketerek döl vermek mümkün müdür? Kesinlikle ve acil olarak araştırılmalıdır.